19 Aralık 2010 Pazar

Şimşon ve Dalila'nın Pixies ve Sunderland'le Alakası Ne? (2)

...Missy aggravation
some sacred questions
you stroke my locks
...
Dalila Şimşon'a gücünün sırrını sorar ama sırrı ele vermek istemeyen Şimşon ona doğruyu söylemez: "Eğer beni yedi kurumamış sazla bağlarsan gücümü kaybederim ve sıradan bir adam olurum." Şimşon uyurken dediğini yapan Dalila Filistinliler'e haber verir ama Şimşon bağları koparıp ellerinden kurtulur. Dalila Şimşon'a sırrı ikinci kez sorar. Şimşon ona doğruyu söylemez: "Eğer beni daha önce hiç kullanılmamış yeni urganlarla bağlarsan gücümü kaybederim ve sıradan bir adam olurum." Dalila Şimşon'u bağlar ama Filistinliler geldiğinde Şimşon urganları koparır, kurtulur. Dalila Şimşon'a gücünün sırrını üçüncü kez sorduğunda Şimşon ona gene yalan söyler: "Eğer saçımdaki yedi örgüyü bir arada dokursan gücümü kaybederim ve sıradan bir adam olurum." Dalila Şimşon uykudayken dediğini yapar ama Şimşon uyandığında örgüleri bozarak Filistinliler'i gene yener.

Şimşon'un sırrı söylemediği Dalila onu sıkıştırır: "Bana üç keredir yalan söylüyorsun. Beni kalpten seviyorsan gücünün sırrını söylersin." Bu sözlerle günlerce Şimşon'u rahat bırakmayan, başını ağrıtan kadına Şimşon sonunda sırrını açar: "Ben daha doğmadan Tanrı'ya adanmışım. Anam babam Tanrı'ya ant içmişler, kurban vermişler. Tanrı bana güç vermiş, saçlarım kesilmediği sürece de benden o gücü almayacak."


Dalila Filistinliler'e bir kez daha haber verir. Şimşon'u dizlerinde uyutur ve hizmetçisine makas getirtir. Şimşon'un saçlarını kesen kadın onu alay ederek uyandırır ve gümüşleri getiren Filistinliler'e teslim eder. Şimşon kuvvetiyle onlardan kurtulacağını sanar ama Tanrı onu terk etmiştir...

12 Aralık 2010 Pazar

Şimşon ve Dalila'nın Pixies ve Sunderland'le Alakası Ne? (1)

Giriş: 
Olağanüstü bir cazibeye sahip ama bir o kadar da sinsi ve tehlikeli kadın, erkeğin kalbine girip onu avcunun içine alır ve hayatını mahvedene kadar da bırakmaz. Bu çok tanıdık senaryonun en eski örneklerinden biri Eski Ahit'te, Şimşon (Samson) ve Dalila (Delilah) arasında geçiyor.

Filistinli (şu andaki Filistinliler'le yaşadıkları coğrafya dışında doğrudan bir bağlantıları yok) zulmü altındaki İsrail topraklarında, Manoah ve onun kısır karısına bir melek görünür. Melek, Tanrı'nın onlara insanüstü güce sahip, seçilmiş ve kutsanmış bir oğlan çocuğu göndereceğini müjdeler. Tanrı'nın bu gücü Manoah'ın doğacak oğlundan, Şimşon'dan geri almamak için üç şartı vardır: Şimşon ömrü boyunca ölülerden uzak duracak, şarap içmeyecek ve saçlarını asla kesmeyecektir. Zamanı gelince Şimşon doğar ve çocukluktan sonra, doğduğu toprakları terk eder. Gittiği yerde, Filistin şehirlerinden birinde bir kadına aşık olur. Onunla evlenmeye karar verir. Şimşon düğün töreninde otuz Filistinli sağdıcına bir bilmece sorarak onları kızdırır ve cevabı öğrenmek isteyen sağdıçlar Şimşon'un karısını tehdit ederler. Bilmeceyi çözen sağdıçların karısına gittiğini anlayan Şimşon hiddetlenir ve otuz sağdıcın otuzunu da öldürür. Evliliği yarıda kalan Şimşon, bir de karısının başkasına verildiğini öğrenince kuyruğuna meşale bağlayıp saldığı 300 tilkiyle tüm Filistin tarlalarını yakar. Bunun üzerine Filistinliler onun karısını ve kayınbabasını öldürürler. Yirmi yıl boyunca İsraillilere liderlik edecek olan Şimşon, yaşananlardan sonra Filistinlilerin baş düşmanı olmuştur.

Sonraları Şimşon, şeytani ve güzel olan Dalila'ya aşık olur. Sürekli peşinde oldukları ama 3000 kişilik orduyla bile yenemedikleri Şimşon'un gücünün sırrını öğrenmek isteyen Filistinliler, Dalila'yı her Filistinli'den 1100 gümüş para karşılığında ikna ederler...

8 Aralık 2010 Çarşamba

Manchester'da Emanet Emin Ellerde

"Müziğin başkenti"ni seçmek için bir oylama yapılsa, oyumu en ufak bir tereddüt bile yaşamadan Manchester'a verirdim. Geçmişte Buzzcocks, Joy Division, The Smiths, Happy Mondays, The Stone Roses, Oasis gibi milat kabul edilebilecek onca grup çıkaran bu şehrin Birleşik Krallık'tan ayrılıp "Manchester Müzik İmparatorluğu" olarak bağımsızlığını ilan etmesi bile cüretkarlık sayılmaz. Bu bereketli toprakların "onlardan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı" grubu The Smiths, dağılmalarının üzerinden geçen yirmi uzun yıldan sonra dört genç hemşehrileri tarafından selamlanıyor.

Bu bir albüm incelemesi değil. Aralarında yirmi yıl olan ve yaptıkları müzik doğrudan benzeşmeyen iki gruptan genç olan The Courteeners'ın çıkış albümünde yakaladığım, efsane olana, The Smiths'e yaptığı göndermeleri derleyeceğim bir yazı.

St. Jude'un ilk şarkısı "Aftershow"un henüz ilk saniyelerinde derinlerden gelen ses yirmi yıl öncesine, "Strangeways, Here We Come"ın açılışına selam yolluyor ve saygı duruşunu başlatıyor.

Bir sonraki referans dördüncü şarkıda, bu sefer açıkça ve doğrudan adrese gidiyor: "Do you know who I am? I'm like a Morrissey with some strings."

Aynı şarkıda geçen "Was there a double decker stagecoach, you just happened to miss?" sorusu akla "And if a double decker bus crashes into us, to die by your side is such a heavenly way to die." sözlerini getirip buruk bir gülümseme yapıştırıyor dinleyenin suratına.

"Fallowfield Hillbilly"de "I've seen the way you look at all of the normal kids you think that they've just come out Strangeways just because they won't bat both eyelids." dizelerinde geçen "Strangeways", The Smiths'in son albümüne adını veren Strangeways hapishanesinin ta kendisi.

Hemen arkasından gelen "When you walk past with your eyeliner on, one hand in glove, they're here for the music, the thing that they love." satırlarındaki "hand in glove" aynı zamanda The Smiths'in çıkardığı ilk "single"ın adı.

Bu kadar The Smiths referansının olduğu albümün prodüktörünün The Smiths'in üç stüdyo albümünde birlikte çalıştığı, hatta "I Started Something I Couldn't Finish"in sonunda Morrissey'in "Ok Stephen, shall we do that one again?" şeklinde seslendiğini duyduğumuz Stephen Street olması hiç şaşırtıcı değil.

Son yılların en iyi "indie" albümlerinden birini yapan bu genç grubun vadettiklerine idolleri Morrissey de kayıtsız kalamayıp takdirini ve desteğini göstermiş: "İngiltere'deki pek çok grup; abartılıyorlar, devleştiriliyorlar, tüm basında yer tutuyorlar ve gerçekte şarkıları yok, sunacak bir şeyleri yok... ama bu The Courteeners'ta farklı, onların aslında çok iyi, güçlü şarkıları var."

Manchester'da tablo eskisi kadar ihtişamlı değil belki. Egyptian Hip Hop, Hurts ve The Ting Tings gibi bol "synthesizer"lı gruplarla temsil edilen yeni jenerasyon "Joy Division", "The Stone Roses" gibi isimlerin yanında zayıf kalıyor, doğrudur. Ama Morrissey ve Marr'ın 80'lerin ortasında bıraktığı bayrağı yirmi yıl sonra devralmaya niyetli olan The Courteeners, eski efsanelerin mirasının gölgesindeki Manchester topraklarında asayişin bir süre için daha berkemal olacağını garanti ediyor.

5 Aralık 2010 Pazar

xx


4.12.2010, günün albümü. Farklı enstrüman ve düzenlemelerle, mesela daha fazla elektronik efekt ve daha bezmemiş vokallerle çok satan bir pop albümü olabilirmiş. Bence böyle daha güzel tabii. Albümü tek kelimeyle tanımlamam gerekse, "duru" derdim. İki kelimeyle: "Indie pop". Toplamda iki tanım ve üç kelimenin de hakkını veriyor; hem ayrı ayrı, hem bir arada.